20. yy başlarına kadar caddelerde ve sokaklarda nereden gelip nereye gittikleri belli olmayan bir kısmı çıplak dolaşan Abdalları veya Kalenderileri görebilmek mümkündü. Batını, Melami, Bektaşi, Hayderî, Kalenderi tarikatlarına mensup bu kişiler ilginç kıyafetleri, ilginç yaşama biçimleri ve hayat anlayışları ile çok dikkat çeken insanlar olmaktaydılar.

Dervişler, Abdâllar ve Kalenderiler sıra dışı yaşayan giyinen, düşünen insanlardı.  Evleri barkları işleri geçim kaynakları olmayan bu insanlar mal, mülk, eşya edinmeye karşı çıkan, hayvani nefislerinden, kibir ve dünyevi arzularından kurtulmak için dilenciliği bile mubah sayan “ ot gibi biter ot gibi yiterim, üryan geldim üryan giderim “ ilkesiyle yaşayan kimselerdi.  “Bu gün buldum bugün yerim Hak getirsin yarına “ mantığıyla sürekli seyahat eden, evlenmeyen,  kimi zaman eşcinsel ilişkilere de meyilli olabilen, esrar, afyon, tütün, içki müptelası kimler oluyorlardı.  [1]

Bunlara, Hayderi, Kalenderi, Abdal,  Rum Abdalları, Abdalan-ı Budalan gibi adlar da verilmişti. Rum Abdâlları “Alevî” ve “On iki imamı kabûl eden, İsnâaşeriyye’den olduklarını söyleyen [2] Hz. Ali ve on iki imama Kerbelâ ile ilgili matem geleneklerine bağlı olan kesitlerdi.

Çıplak dolaşanlar Kalenderi veya Hayderî dervişleriydi.  Bu abdallar Adem ile Havva’nın çıplak dolaştıkları söyler, “bebek gibi üryan geldim, üryan giderim “ diyerek açıklarlardı. Kalenderi olanları “ çahar darb” yaparak vücutlarındaki tüm kılları kazıyarak gezerlerdi. ( bkz. Çardarp Kalenderilerde Çar-darb Çar-zarb Kıl Traşlama )

Dervişlerin Gündelik Hayatları Davranışları Marifetleri

Abdallar;  kapı kapı dolaşır, mani söyleyerek dilenir;  evsiz, yersiz, yurtsuz, bekâr yaşar; afyon, şarap tütün müptelası olur;  falcılık, hokkabazlık gibi işler de yaparlardı. Dervişler sokak sokak dolaşırken gezip gördükleri yerler hakkında asıllı asılsız haberler taşırlar, menkıbeler anlatırlardı. Mani söylemekte usta olurlar, mani söyledikleri kişilerden yiyecek içecek dilenirlerdi.

Abdallar, Kalenderiler veya Abdalanlar kendi zümrelerini kıyafetleri ve aksesuarları ile belli ederlerdi. Kullandıkları eşyaların ve aksesuarların sembolik anlamları oluyordu. Bu aksesuarların bazılarının sembolik anlamları ve kullanım amaçları şunlardır:

Nal Dövmesi Pazularına Şiş Çivi Sokma

Bazıları memelerine, pazularına vb şişler veya metal çiviler sokup dolaşırlardı. Hz Hasan, Hüseyin veya Şah- - ı Merdan aşkına vücutlarına kızgın nal ile damgalar vurdurarak dövmeler yaptırırlar, bazıları da üzerlerinde at nalı da taşırdı. “Bazan bunların vücutlarına nal veya nal şeklinde teneke koyup,  çuvaldız gibi etlerine tutturdukları Cumhuriyete kadar görülmüştür. Bu yaralar veya dövmeler İmam Ali ve oğlu İmam Hasan aşkına yakılırdı[3] Abdalların vücutlarına nal dağlamaları veya nal dövmeleri yapmalarına  “ nal kesme” denilirdi.  Nal Nedir Dervişlerde Nal Dövmesi Nal Yarası Damgası

Nefir ve Kerrenay Öttürme

 Abdalanların üzerlerinde nefir veya kerrenay denilen manda veya öküz boynuzundan yapılmış olan ses çıkarmaya mahsus borular olurdu.  Esasında savaşlarda birliklere yön, emir veya mesaj iletmek amaçlı kullanılan bu savaş borularını dervişler de kullanırdı.  Dervişler ulu konaklar önüne gelir nefir veya kerrenayları çalar ve konak kapıları önünde gazel veya mani okuyarak dilenmiş olurlardı. “ Deli gelmeden yeli gelir” deyimi belki de bu nedenle çıkmıştı.

Bu boruların çatlamaması için zaman zaman üzerlerine yağ sürmek gerekirdi. “ Abdalın yağı çok olursa gâh derisine gahi borusuna sürer “ deyimi bu nedenle çıkmıştı.

Kerrenây Nedir Nefir ve Savaş Borusu

Dervâzeye Gelmek Dilenmek Gazel okumak

Dervişler nefir ve kerranay çalarak, paşa, ağa, bey konaklarının  dervâzeleri - kapıları - önlerine gelip mani okurlar, gazel söylerler, gazel han olurlar “ Mülk Allahındır. Cöert olanlar Allah’ın sevgilisidir “ diye bağırırlar, istediği parayı, yiyeceği giyeceği almadan gitmez,  gerekirse günlerce kapıların önünde otururlardı. “ İstedikerini alamayınca kendilerini fırında yakmak, minareden atlamak tehdidinde bulunanlar da olurdu

Abâ Kebe Fenâ Hırka veya Post

Bazı abdallar sırtlarına aba veya kebe denilen [4] cübbeye veya paltoya benzeyen "Fena" ip ya da yünlü bir kumaşla bağladıkları üst giysisi giyerler veya sırlarına kurutulmuş hayvan postu takarlardı.  [5] Aba, hırka veya post dünya malından ve nimetlerinden el çekme anlamına geliyordu.  Hırka veya aba giymek tarikata girmek anlamındaydı.

BKZ : Kebe ve Keçe Nedir Eski Şiirde Kebe Keçe Nemed

BKZ: Nemed Nedir Elif Nemed Keçe Kebe Derviş Abası

Serpuş Destâr Sarık Kavuk Fes

Dervişlerin Abdalların vb giydikleri başlık, serpuş veya destarları mensup oldukları tarikatı zümreyi belli ederdi.  Her tarikatın kendine özgü serpuşu ve külahı vardı. Bu külahların bağlama, dolama, dilim, renk ve biçimlerinin sembolik anlamları oluyordu. Hatta her tarikatın taktığı serpuş, külah, başlık veya destarın farklı bir anlamı da olurdu. Örneğin Mevleviler taktıkları sarığa “destar-ı şerif” derler, sivri serpuşlarına ise sikke demişlerdi. Örneğin Edhemilerin  “ tac-ı edhemi “ dedikleri dört dilimli özel serpuşları vardı. Tarikat şeyhleri külâhlarına beyaz yeşil, kırmızı, kara tülbentler sarıyordu. ( bkz Edhemi ve Edhemilik )

Örneğin mutasavvıfların payeli, hüseynî, örfî, dolama destarları onların hangi tarikata ait olduklarını belli etmekteydi.  Sarıkların şekilleri, dilimleri,  üzerlerindeki tülbentlerin sarma şekilleri dervişlerin şeyhlerin ve müritlerin hangi tarikata dâhil olduklarını ifade ediyordu.  

Boynuz

Bazı abdalların kafasında öküz veya manda boynuzu bulunurdu. Kalenderi veya Haydari dervişleri kafalarına boynuz takabiliyordu. Bazı abdallar kafasına hayvanların kafa derilerini de bağlar takardı. Bunu yapmalarının nedeni nefislerini köreltmek, kalenderi veya Haydari olduklarını da belli etmekti.

Keşkül ve Kemer

Bu abdalların bellerinde manda boynuzundan yapılmış bir nefir ( toplanma borusu) , içtikleri esrar, afyon veya tütünleri koydukları bir çür’adan ( kese) asılı olurdu. İç çamaşırı giymezler; çorap, pantolon hırka kullanmazlardı. Mahrem yerleri dışında yaz ve kış tamamen çıplak dolaşırlar boyunlarına dilenmek veya çorba içmek maksadıyla bir keşkül takarlardı. Bu taslara Keşkül-i Fukara da derlerdi.  Bellerinde kebeyi bağladıkları deri veya kurutulmuş bağırsaktan yapılmış bir kemer de bulunurdu.

Teber

Hayderi, Kalenderi veya Bektaşi dervişlerinin üzerlerinde teber de bulunurdu. ( bkz Teber Kökeni Sözlük ve Sembolik Anlamları) Teber, nefisin isteklerini kırmaya azmettim anlamına gelir dervişin hangi tarikata mensup olduğunu belli eden anlamlar ve sembollerde taşırdı.  Örneğin Hayderiler tarikatlarını belli etmek için uzun saplı ve yarım ay şeklindeki baltalar taşırlardı. [6] Bazı dervişlerin teberlerin üzerinde "Destime aldım teberi/ Kimseden etmem hazeri" beyti yazılı olur, “ tiğ u teber Şâh-ı Merdân” deyimi dillerinden de düşmezdi.[7]

Halka Begüş Mengüş

Abdâlların pek çoğunun kulağında iri bir halka begüş yani  mengüş olurdu..  Halka Beğüş  veya halka-mengüş  ise kulağı halkalı köle, İtaatli, muti köle veya esir manasına gelirdi. Abdallar, kölelerin kulaklarına takılan mengüşleri takarak tarikatlarının ve şeyhlerinin kölesi olduklarını ifşa etmiş olurlardı. Bektaşiler ve Haydariler, Balım Sultan Türbesi eşiğinde törenle kulaklarına mengüş küpe takılır, mengüş takılan Bektaşi ölünceye kadar bekâr yaşayacağına, dergâha ve tarikata bağlı kalacağına da ahd etmiş oluyordu. [8] Bu halka Dervişin sağ kulağına takılır, derviş ise mücerretliğe soyunduğunu, dünya malından el çektiğini ilan etmiş olurdu.

Teslim Taşı

Bektaşi dervişleri kemelerine veya göğüslerinde kocaman bir teslim taşı taşırlardı. 12 köşeden oluşan teslim taşları 12 imama denk düşeri dervişler teslim taşını yüzünü Allah’a dönmüşlerin taşı olarak tarif ederdi.

Kırk Budaklı Asa

Bazı abdalan zümresi teber yerine kırk budaklı asa taşırdı. Bu asalar üstü diken gibi budaklı iri soplar şeklindeydi. Kırk budaklı olmasına özen göstermelerinin nedeni bu budakların kırkları ( kırk ulu ermişi ) sembolize etmiş olmasıydı. 

Bektaşiler içinde asanın özel bir önemi vardır. Bektaşi inancına göre Hacı Bektaşi Veli’nin kırk budağı olan bir asası vardı. Hacı Bektaş Veli, bu asayı Horasan'dan getirmiş ve tepesine mum dikmişti. Söylencelere göre Ahi Evran’ın da kavak ağacından bir asası vardı. Ahi Evran o asayı yere dikmiş, o asa yeşerip büyümüştü.

 İLGİLİ LİNKLERİMİZ

Türklerde Kalenderilik ve Tarihçesi

Kalenderilikte İslamiyet Dışı Etkiler

Kalenderilik Felsefesi Fikriyatı ve Yaşama Biçimleri

Tarihte Abdal ve Kalenderi Zümreler

Abdal ve Eren Tassavvuru ile Kalanderi Dervişliği

Melâmilik Nedir Melami Düşünce Tarihçesi Beyit Örnekleri

Tasavvufta Deniz Damla ve Vahdet

Kelâm İlmi Nedir İslami veTasavvufi

Makam Edebiyat Musiki ve Tasavvufta Makam Nedir

Mârifet Nedir Tasavvufta Marifet Makamı ve kapısı



[1] Şahamettin Kuzucular, https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/tarihte-abdal-ve-kalenderi-zumreler/82572

[2] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/abdal-ve-eren-tassavvuru-ile-kalanderi-dervisligi/75718

[3] A.T. Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB, 1996, s. 373

[4] Çobanların giydiği yün kepenek, kilim gibi ya da kapı perdesi olarak kullanılan işlemeli keçe.

[5] Talat Onay, Eski Edebiyatta Mazmunlar, MEB Yayınları,  İst. 1996, shf.67

[6] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/teber-kokeni-sozluk-ve-sembolik-anlamlari/142133

[7] https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/teber-kokeni-sozluk-ve-sembolik-anlamlari/142133

[8] Talat Onay, Eski Edebiyatta Mazmunlar, MEB Yayınları,  İst. 1996, shf. 327