Konuşmanıza güzellik katacak, söylendiğinde kulağa hoş gelen, dikkat çeken, entelektüel, günlük hayatta pek fazla kullanılmayan ve deyim yerindeyse 21. yüzyıla güncellenmiş bazı kelimeleri sizlerle de paylaşmak isterim.
  • abesle iştigal: Yersiz, yararsız işlerle vakit öldürmek
  • absorbe: (Enerji, kuvvet vb. için) Soğurma, yutma, içine alma, yutma.
  • adaptasyon: Uyarlama
  • adapte: Uyum
  • afaki: Belli bir konu üzerine olmayan, dereden tepeden (konuşma)
  • ajitasyon: Duygu sömürüsü yapma
  • ajite: Duygu sömürüsü, kışkırtmak, körüklemek
  • akabinde: Arkasından, hemen arkadan
  • aktivite: Etkinlik, faaliyet
  • aktüalite: Güncellik. Günün olayı veya konusu
  • aktüel: Güncel
  • aleyhtar: Karşıtçı, karşı görüşlü
  • alicenap: Cömert, onurlu, şerefli
  • anbean: Her an, zaman ilerledikçe
  • anekdot: Kısa öykü, hikayecik. Olağanüstü olaylarla ilgili anlatı
  • angaje: Bağlamak
  • angaje etmek: Bağlanmak
  • araf: Cennet ile cehennem arasında bir yer. Mecazi olarak "ara"
  • arafta kalmak: Arada kalmak
  • arena: Alan. Siyasi çekişmelerin geçtiği yer
  • argüman: Delil, kanıt, tez, iddia, sav
  • arketip: İlk örnek
  • aroma: Hoş koku
  • arz etmek: Sunmak, saygı ile bildirmek
  • asimile: Benzeşmek, kendine uydurmak
  • asparagas: Uydurma
  • atıf: Gönderme, ilişkili bulma, bağlantı
  • avangart: Öncü, yenilikçi
  • ayrışmak: Birbirinden ayrılmak, birliği bozulmak
  • ayrıyeten:
  • aysberg: Buz dağı
  • badire: Birdenbire ortaya çıkan tehlikeli durum
  • bağlam: Herhangi bir olguda olaylar, durumlar, ilişkiler örgüsü veya bağlantısı
  • bendeniz: Alçak gönüllülük ile "ben" anlamında kullanılır
  • betik: Yazılı olan şey, kitap, yapıt
  • beyanat: Demeç, bildiri
  • beyhude: Yararsız, anlamsız, boşuna
  • beynelmilel: Herkes tarafından kabul edilen
  • bilahare: Sonra, sonradan, daha sonra
  • bilakis: Tam tersine, aksine
  • bilhassa: Özellikle
  • bilmukabele: Birinin söylediği söze karşılık söylenen "ben de, size de, sizlere de" anlamında kullanılan bir söz
  • binaen: Dayanarak, -den ötürü, -den dolayı
  • binaenaleyh: Bundan dolayı
  • bu bağlamda:
  • bundan mütevellit: Bundan meydana gelmiş, ileri gelmiş
  • çağrışım: Bir düşünce, görüntü vb.nin bir başkasını hatırlatması 
  • çıkarım: Belli önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluklarından ya da yanlışlıklarından, başka önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluk ya da yanlışlıklarını çıkarmak.
  • daha ziyade: Çok, daha çok, daha fazla
  • defaatle: Defalarca, tekrar tekrar
  • defakto: Bilfiil, fiilen, hakikatte, gerçekte veya pratikte
  • defans: Savunma
  • defaten: Defalarca
  • dejenerasyon: Bozulma
  • dejenere: Bozulmuş, soysuzlaşmış
  • deklarasyon: Bildiri
  • deklare: Bildirmek
  • demagoji: Laf ebeliği, lafazanlık
  • demo: Tanıtım için olan
  • departman: Bölüm
  • desise: Aldatma, oyun, düzen, hile
  • determinist: Bir olgunun aynı koşullar ve aynı bileşenler dahilinde her zaman aynı sonucu vereceğini ve bu durumun her zaman öngörülebileceğini söyleyen görüş, belirlenimcilik.
  • detone: Ses kayması, ses tonunu bulamama
  • devinim: Zaman içinde durum değiştirme. Hareket
  • deyim yerindeyse: Söylenen sözün uygun olması umuduyla
  • dikte: Birine isteklerini zorla kabul ettirmek. Bir başkasına söyleyerek yazdırma ve yazdırılan yazı
  • doğaçlama: Önceden düşünüp hazırlanmadan içe doğduğu gibi söyleme veya bir şey yapma
  • doktrin: Öğreti
  • doküman: Belge
  • donatı: Teçhizat, araç gereç
  • done: Veri, bilgi.
  • duayen: Alanının uzmanı, işinin erbabı
  • duyumsamak: Duyular aracılığıyla bir şeyi algılamak
  • edinim: Kazanma, kazanç
  • efor: Çaba, gayret, güç
  • efsun: Büyü
  • egale: "Bir rekoru yinelemek" anlamındaki egale etmek sözünde geçer
  • egzotik: Yabancı bir ülkeden gelme, bulunduğu yörede bulunmayan, yabancıl
  • ehemmiyet: Önem anlamında, ehemmiyetli önemli olarak da kullanılabilir
  • ekarte: Saf dışı etmek, konu dışında tutmak
  • ekipman: Donanım
  • eklektik: Her sistemin sunduğunun en iyisini almak denilebilir felsefi olarak. Seçmeci
  • ekseriyet: Çoğunluk, çokluk
  • elimine: Eleme
  • elzem: Zorunlu
  • empati: Aynı duyguları paylaşma, duygudaşlık
  • empoze: Dayatmak
  • enformasyon: Bilgilendirme, danışma, tanıtma. Haber alma, haber verme, haberleşme
  • entegre: Bütünleşmiş
  • entrika: Bir işi sağlamak veya bozmak için girişilen gizli çalışma,
  • entropi: Enerjinin tesadüfen, düzensiz ve geriye dönüşümsüz olarak dağılması
  • epik: Destansı
  • ergonomik: Kullanışlı
  • esasen: Zaten
  • esasında: Aslında demenin farklı bir yolu
  • estetik:  Güzellik duygusuna uygun olan, sanatsal.
  • etik: Ahlaki, ahlakla ilgili
  • etnik: Bir topluluğun oluşturduğu, kültürel gruba özgü her türlü özellik
  • farazi: Varsayımsal
  • farkındalık:
  • fenomen: Olağanüstü şey, harika
  • fikstür: Yarışma veya karşılaşmaların zamanını ve sırasını belirleyen çizelge
  • filhakika: Gerçekten, doğrusu, hakikaten
  • fizibilite: Herhangi bir yatırımın sağlayacağı kazanca değer olup olmadığının saptanması için yapılan çalışmalardır
  • fonetik: Ses bilgisi
  • format: Biçim
  • fraksiyon: Parti içi karşıt grup, parça.
  • fütursuzca: Önemsemeyerek, aldırmayarak
  • garantör: Güvence veren
  • gark olmak: Gömülmek, batmak, boğulmak
  • gayri ihtiyari: İstemeyerek, düşünmeden, elinde olmayarak
  • gayri tabii: Olağan dışı
  • gelgelelim: Ne var ki
  • gıyabi: Bir kimse bulunmadığı sırada yapılan, verilen. Uzaktan, görüşmeden olan
  • global: Küresel, dünya çapında
  • haddizatında: Aslında
  • hakikaten: Gerçekten
  • handikap: Engel
  • harikulade: Eşi görülmemiş, şaşkınlık oluşturan, olağanüstü
  • hiç şüphesiz:
  • hipotez: Varsayım
  • hiyerarşi: Aşama sırası. Sıralanım. Makam sırası, basamak, derece düzeni, aşama sırası
  • husus: Konu
  • hülasa: Özetle, kısacası
  • içselleştirme: Etrafta olan biteni kabullenmek, yadırgamamaya başlamak; çıkan sonuçları yorumlayıp, içe aktarmak anlamında kullanılır
  • ilinti: İki şey arasında ilgi, ilişki, bağ.
  • ilintilemek: Bir şeyle ilgili kılmak, bağ ve alaka kurmak.
  • imaj: Görüntü
  • imge: Düş, hayal. Genel görünüş, izlenim, imaj
  • imitasyon: Taklit
  • inisiyatif: Öncelik, üstünlük
  • inovasyon: Yenilik
  • ironi: Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme
  • ironik: İroniye dayalı
  • irrite: "Sinirlendirmek, rahatsız etmek" ve tıp alanında "tahriş etmek, kaşındırmak" anlamında irrite etmek birleşik fiilinde kullanılan bir söz
  • ismi ile müsemma: İsminin içerdiği manayı karakter olarak bulundurma hali
  • istinaden: Bir görüşe, bir düşünceye dayanarak. Bir söyleme göre
  • jakoben: Demokrasi yanlısı. Tepeden inmeci
  • jargon: Belli bir zümreye veya meslek grubuna özgü günlük konuşmada kullanılan kelimeler bütünü, ağız
  • jenerasyon: Kuşak, nesil
  • kadim: Eski zamanlara ait
  • kampüs: Yerleşke
  • kanalize olmak: Tek bir hedefe kilitlenmek, odaklanmak
  • kanıksamak: Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez olmak, alışmak 
  • kaos: Karışıklık
  • kaotik: Kaos, karmaşık olma durumu, kargaşa hali.
  • kapı aralamak: Bir konuya giriş yapmak, karşısındakini hazırlamak
  • karakteristik: Bir kimse veya nesneye özgü olan (ayırıcı nitelik), tipik.
  • kariyer: Meslek, uzmanlaşma
  • karizma: Büyüleyici özellik
  • karşın:
  • keza: Nitelenecek herhangi iki ayrı şeyde nitelemenin tekrarlanmaması için ilk şey nitelendikten sonra ikincinin niteliğininde aynı olduğunu belirtmek için "oda öyle, aynı biçimde" anlamlarında kullanılır
  • kırılma noktası: Bir olay veya gelişmenin ulaştığı en duyarlı an, değişmeye en müsait olduğu durum
  • klasifikasyon: Sınıflandırma
  • kompanse: Dengelenmiş
  • kompetan: Uzman, yetkili.
  • kompleks: Karmaşık
  • komplike: Karmaşık, çözülmesi ve anlaşılması güç
  • konfirmasyon: Doğrulama, geçerleme, onaylama
  • konjonktür: Bir ülkenin ekonomik ve siyasi durumunu ifade eden bir kelime
  • konsantrasyon: Yoğunlaşma
  • konsensüs: Görüş birliği, bir noktada anlaşma, uzlaşı
  • konsept: Kavram. Tarz. Anlayış, görüş
  • kontrast: Karşıt, karşıtlık
  • koordinasyon: Eşgüdüm, uyum
  • koordine: Çeşitli işler arasında bağlantı, uyum ve düzen sağlama, eş güdüm
  • kozmik: Evrensel
  • kozmopolit: Farklı etnik kökenlerden insanları içinde bulunduran
  • kriter: Ölçüt, kıstas
  • kuvvetle muhtemel: Büyük bir ihtimal
  • kümülatif: Toplam
  • lakırdı: Laf, söz. www.lafsozluk.com
  • lakin: Ama, ancak
  • lanse etmek: Öne sürmek, sunmak
  • literatür: Edebiyat, kaynak, yazın
  • makro: Büyük, geniş
  • malayani: Boş ve yararsız, saçma
  • mamafih: Ama, ancak
  • mantalite: Anlayış, zihniyet
  • marjinal: Aykırı, sıradışı
  • maruzat: Mevki, makam veya yaş bakımından büyük birine sunulan, bildirilen dilek veya bilgi, sunuş
  • mecmua: Dergi
  • menfi: Olumsuz, negatif
  • mental: Zihinsel
  • meta: Mal, ticaret malı, sermaye
  • metafor: Mecaz. Bir şeyi başka şey ile benzetmeye, kıyaslamaya, anlatmaya yarayan mecazlar
  • metropol: Büyükşehir, anakent
  • mevzubahis: Söz konusu ile benzer anlamda
  • mezkur: Adı geçen, sözü edilen
  • mikro: Küçük, dar
  • minval: Biçim, yol, tarz
  • misyon: Özel görev
  • monoton: Tekdüze, sıkıcı
  • motivasyon: İsteklendirme, güdüleme
  • motive: İstek
  • motto: Slogan, özdeyiş
  • mönü: Menü
  • muallak: Asılı, sonuca bağlanmamış, sürüncemede kalmış
  • muamma: Anlaşılmayan, bilinmeyen şey, bilmece
  • muazzam: Çok büyük, çok iri, koskoca
  • muğlak: Anlaşılması güç
  • muhammen: Oranlanan, tahmin edilen
  • mutedil: Ilımlı
  • mutlak: Kendi başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan, bağımsız, saltık, salt, arı
  • mübalağa: Abartma
  • mükellef: Sorumlu, vergi yükümlüsü
  • mülahaza: Düşünce
  • mülemma: Alaca renkli, renk renk. Bulaşmış, sıvanmış
  • müspet: Olumlu, pozitif
  • müsterih: Bütün kaygılardan kurtulup gönlü rahata kavuşan, içi rahat olan
  • müstesna: Dışında, ayrı, hariç tutularak
  • mütebessim: Gülümseyen güleç
  • mütedeyyin: Dindar
  • müteessir: Üzüntülü
  • mütemadiyen: Ara vermeden, sürekli olarak
  • naçizane: Önemsiz, değersiz
  • namütenahi: Sonsuz, ucu bucağı olmayan bir biçimde
  • natürel: Doğal
  • ne var ki:
  • nitekim: Sonuç olarak
  • norm: Kural olarak benimsenmiş
  • nüans: İnce ayrım, ayırtı
  • nükte: İnce anlamlı söz, düşündürücü espri
  • objektif: Nesnel, tarafsız
  • olgu: Birtakım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol açtığı sonuç, vakıa
  • opsiyonel: Seçmeli, isteğe bağlı
  • optimist: İyimser
  • optimizasyon: En iyi duruma getirmek
  • optimum:  En elverişli, en iyi olan.
  • orijin: Köken, başlangıç, kaynak, soy, sop
  • otantik: Eskiden beri mevcut olan özelliklerini taşıyan
  • otokritik: Öz (kendini) eleştiri
  • öngörü:  Bir işin ilerisini kestirme veya bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilme.
  • öykünmek: Birinin yaptığı gibi yapmak, birine veya bir şeye benzemeye çalışmak, taklit etmek
  • özgün:  Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan, orijinal.
  • paradigma: Değerler dizisi, dizi
  • paradoks: Çelişki, aykırı düşünce
  • parametre: Değişken
  • partikül: Parçacık
  • pejmürde: Eski püskü, dağınık, perişan
  • pek tabi:
  • periyodik: Süreli, dönemli
  • periyot: Süreli
  • perspektif: Bakış açısı
  • platform: Alan
  • plaza: İş merkezi
  • polemik: Tartışma
  • potansiyel: Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan, gizil. Gelecekte oluşması, gelişmesi mümkün olan
  • pragmatik: Yararcı, faydacı, çıkarcı, menfaatçi.
  • prensip: İlke
  • prezantabl: Sunulabilir durumda olan. Derli toplu, düzenli. Olumlu özellikleri bir arada bulunduran
  • prezantasyon: Sunum, tanıtma, takdim etme
  • profil: Kimlik
  • prosedür: İşlem. Yöntem
  • proses: Süreç
  • prototip: İlk örnek
  • provoke: Kışkırtma
  • prömiyer: İlk gösteri
  • rantabl: Gelir getiren, kâr sağlayan, verimli, getirimli.
  • rasyonel: Akılcı
  • reaksiyon: Tepkime
  • realite: Gerçeklik
  • reel: Gerçek
  • retorik: Güzel söz söyleme, hitabet sanatı.
  • revize: Yenileme, düzeltme
  • rezidans: Konut
  • rezonans: Frekansların yada titreşimlerin başka frekans ve titreşimi etkileyerek kendine benzetmesi, frekansların uyumu.
  • rutin:  Alışılagelen, sıradan, sıradanlık.
  • safsata: Gereksiz söz
  • salık vermek: Tavsiye etmek, önermek
  • salt: İçinde yabancı bir öğe bulunmayan, yabancı bir şey karışmamış, arı, mutlak
  • sansasyonel: Çarpıcı
  • sarkastik: Acıtıcı bir şekilde alay eden, ironik.
  • seans: Oturum
  • segment: Bölüm
  • seleksiyon: 1. Seçim. 2. Ayıklanma. Doğal seleksiyon vb.
  • semantik: Anlamları inceleyen bilim, anlambilim
  • sempozyum: Belli bir konuda çeşitli konuşmacıların katılımıyla düzenlenen bilimsel ağırlıklı toplantı, bilgi şöleni
  • semptom: Bulgu, belirti
  • senkron: Eş zamanlı, aynı anda, aynı şekilde hareketle
  • sentez: Düşüncenin ayrı öğelerini, ya da ayrı düşünce veya ideolojileri mantıksal bir tarzda bir araya getirme işlemi
  • sentezleme: Bir araya getirme, birleştirme
  • serzeniş: Yakınma.
  • sığ: Ayrıntıya inmeyen, yeterli olmayan, yüzeyde kalan.
  • sinerji: Görevdaşlık, eş etkime, birliktelik. Birkaç insanın bir araya gelip herhangi bir konuda fikir yürütmeleri
  • skolastik: 1. Düşünmeyi ve düşünerek ortaya çıkan özgür düşünceleri reddederek sadece belli bir kesimin dediklerinin doğru olduğunu kabul eden düşünce sistemi. 2. Orta Çağ yöntemlerine uygun, eski
  • slayt: Sunu
  • sofistike: Karmaşık, yapmacık, yanıltıcı
  • son tahlilde: Sonuç olarak
  • söylem: Kalıplaşmış, klişeleşmiş söz, ifade, söyleyiş, telaffuz
  • söz konusu: Bahse konu, konu edilen
  • spekülatif: Kurgusal, saptırıcı, yanıltıcı
  • spesifik: Özellikli, yalnız bir türe özgü olan
  • spesiyal: Özel
  • sponsor: Destekleyici
  • spontane: Anlık. Kendiliğinden. Doğaçlama
  • stabil: İstikrarlı, sabit
  • stabilize: İstikrarlı. Kararlı bir duruma getirmek, sağlamlaştırmak
  • statüko: Süregelen düzenin korunması durumu. Yürürlükteki antlaşmaya göre olması gereken veya süregelen durum
  • stokastik: Değişken, rastlantısal.
  • suistimal: Görev, yetki vb.ni kötüye kullanma
  • sularında: Saat gibi kelimelerle birlikte yaklaşık zaman bildiren bir söz, raddelerinde, civarında.
  • sübjektif: Bireyin düşünce ve duygularına dayanan, öznel
  • sübvanse: Para yardımı yapmak, desteklemek
  • süje: Konu, özne.
  • sürrealite: Gerçeküstü
  • sürrealizm: Gerçeküstücülük
  • sürünceme: Bir işin sonuçlanıncaya kadar boş yere uğradığı gecikmelerin tümü.
  • şayet: Eğer
  • şerh: Açma, ayırma
  • şöyle ki: Açıklama cümlesi başlangıcında söylenir
  • takdire şayan: Takdir edilmeyi hak eden
  • temaşa: Hoşlanarak bakma, seyretme. Seyredilecek görüntü, görülmeye değer şey
  • tenzih: Kusur kondurmama
  • teori: Kuram, nazariye
  • terminoloji: Terimler dizgesi, terim bilimi
  • tevatür:  Bir haberin ağızdan ağıza yayılması, yaygın söylenti
  • teveccüh: Bir yana doğru yönelme, yüzünü, çevirme. Güler yüz gösterme, yakınlık duyma, hoşlanma
  • tını: Söyleniş biçimi, ses özelliği, vurgu
  • trajedi: Facia. Acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro eseri, ağlatı
  • trend: Eğilim
  • türbülans: Bir sıvının yada gazın hareket halindeki düzensizliği, çalkantı
  • ütopik: Ütopyaya dayanan, imkansız
  • ütopya: Gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce.
  • varyasyon: Değişim biçim, değişim, çeşitleme
  • veciz: Kısa ve etkili söz
  • veçhe: Yön
  • velev ki: İster, isterse, olsa da, kaldı ki, hatta, "-hadi diyelim öyle oldu" anlamlarında kullanılır
  • vesselam: "İşte o kadar, son söz şudur, kısacası" anlamlarında kullanılan bir söz
  • yadsımak: İlgili, bağlı bulunduğu bir şeye yabancı kalmak
  • yaşanmışlık:
  • yazın: Edebiyat
  • yordam: 1. Yatkınlık, alışkanlık, yeti, yetenek, meleke 2. Kılavuz, yöntem, bir şeyin aracılığı. El yordamıyla vb.
  • zaruret: Zorunluluk, gereklilik
  • zikretme: Adını söylemek, anmak