Bu asırda nesir eserlerinin yaygınlaşması, çok önemli saz şairlerinin yetişmesi,  çağımız ile arasından aradan çok uzun bir zaman geçmemesi nedeni bu asırda yetişmiş olan çok sayıda halk ozanından haberdar olabilmekteyiz.  Bu yüzyılda adlarına ve şiirlerine ulaşabildiğimiz halk ozanları şunlardır.

·         Âşık,

·         Âşık İbrahim,

·         Âşık Mustafa,

·         Âşık Ömer,

·         Benli Ali,

·         Bursalı Halil,

·         Edhemi,

·         Demircioğlu,

·         Ercişli Emrah,

·         Eroğlu,

·         Geda Muslu

·         Gevheri,

·         Haki,

·         Haliloğlu,

·         Kâmili,

·         Karacaoğlan,

·         Kâtibi,

·         Kâtip Ali,

·         Keşfi,

·         Kayıkçı Kul Mustafa,

·         Köroğlu,

·         Kul Deveci,

·         Kul Süleyman,

·         Kuloğlu,

·         Öksüz Aşık,

·         Piroğlu,

·         Sun’i,

·         Şah Bende,

·         Şahinoğlu,

·         Şermi,

·         Tameşvarlı Aşık Hasan,

·         Türabi,

·         Üsküdari,

·         Yazıcı,

·         Zaifi vb. âşık şiirinin başlıca temsilcileridir.

Aşağıda bu ozanlar içerisinde en önemli olanların hakkında kısa bilgiler verilmiştir.

 

AŞIK ÖMER (17. yüzyıl)

Aşık Ömer’in doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmez. "Kendim Gözleveli, Ömer'dir ismim" mısrasına dayanarak Konyalı, Aydınlı veya Kırımlı olabileceğini söylenir. Konya'nın Hadim ilçesinin Gezleve köyünde 1651 yılında doğmuş olduğu akla en yakın ihtimal olmaktadır.

Arapça ve Farsçayı iyi düzeyde bildiği, Divan edebiyatı nazım türleri hakkında bir hayli bilgi sahibi olduğu  anlaşılmaktadır. Orduya girdiği, sınır kalelerinde bulunduğu, hatta bazı savaşlara katıldığı tahmin edilmektedir. IV. Mehmet’in 1678'de Cehrin Kalesi'ni fethi münasebetiyle bir manzume yazdığı gibi, II. Ahmet’in saltanat yıllarındaki Rus, Venedik ve Avusturya seferleri ve II. Mustafa'nın bir gazasıyla ilgili bazı manzumeler de yazmıştır. ( bkz Aşık Ömer Hayatı Edebi Kişiliği)

Birçok sefere katılmış, sınır boylarında bulunmuş İstanbul'da da uzun süre kalmış, 1707'de (İstanbul'da) ölmüştür. Âşık tarzının en ünlü ve usta ozanlarındandır. Gerçek ününü koşma, semai ve varsağı biçimli şiirleri ile yapmıştır. Aruz ölçüsüyle kaside ve gazeller de denemiştir. Doğal ve coşkun bir dili vardır. Dilindeki yabancı sözcük sayısı Karacaoğlan'a göre daha fazladır.

 

ERCİŞLİ EMRAH

17 Yüzyılın ilk yarısında yaşadığı sanılan Ercişli Emra, Erciş kalesine bağlı bir Karakoyunlu köyü olan Egans'ta doğmuştur. Kimi kaynaklara göre babası Erciş kalesinin dizdarı Miroğlu'nun sazcısı Âşık Ahmet'tir.  

Hayatı hakkında edinilmiş bilgiler genellikle  Ercişli Emrah İle Selvihan Hikayesi’inden çıkarılmış bilgiler olmaktadır. Bu bilgilerin doğruluğu ve güvenilirliği elbette çok kuşkuludur. Hikâyesindeki ayrıntılar onun 17. Yy a yaşamış olabileceğini gösterir. Babasının adının Ahmet olmuş olması da ihtimaller içindedir. (  Bkz Bizim Sahraların Başı Ercişli Emrah- Evvel Bahar Yaz Ayları Gelende Ercişli Emrah- Evvel Bahar Yaz Ayları Gelende Ercişli Emrah 2- Şimdi (Kalk Gidelim Deli Gönül) Ercişli Emrah- )

Erçişli Emrah’ın şiirleri halk şiiri, dili, muhayyilesi ve zevki ile yazılmış olmasına rağmen divan şiirinden ve şairlerinden etkiler taşır.  Bu duruma göre Erçisli Emrah’ın tıpkı Erzurumlu Emrah gibi divan şiirinin zevkine sanat anlayışına yakın bir duruşu vardır. Onun divan şiirine yakın duruşundan yola çıkarak bir hayli eğitimli bir şair olabileceği izlenimi doğar.  ( Geniş Bilgiler için bkz : Ercişli Emrah İle Selvihan Hikayesi ve Özeti)

 

GEDA MUSLU

Hayatı hakkında bilinenler 16. yy. ikinci yarısında ve 17. yy. başlarında yaşamış olduğu ile sınırlıdır.  Yeniçeri ve Levent bir şair olan Musli'nin  bir çöğür şairi olduğu çöğür çaldığı, şiir söylediği  Evliya Çelebi  tarafından da dile getirilmiştir. Evliya Çelebi’nin Geda Muslu’yu bizzat gördüğünü, onun şiirlerini dinlediğini, saz çalmakta mahir bir ozan olduğunu  “ Acaip çöğür çalardı”  sözünden anlıyoruz. Aşık Geda Muslu, Bektaşi şairler arasında gösterilmiştir. ( bkz Aşık Geda Muslu)

Geda Muslu’nun Murat Reis komutasında Cezayir'deki Türk denizcilerinden biri olduğu sanılmaktadır.  

 ÂŞIK GEVHERİ

Köprülü, Kırımlı olabileceği, Saim Sakaoğlu ise İstanbullu olması gerektiği düşüncesindedir. Şiirlerinin17 Yüzyılın ortalarındaki mecmualarda görülmeye başlaması nedeni ile bu asırda yaşamış olması gerekir.  Bir şiirindeki "Bir kemter kulundur Garip Mehemmed" dizesinden   asıl adının Mehmed" olduğu anlaşılır.  ( Şiirleri : Aşık Gevheri Hayatı ve Ozanlığı )

17.18. Yy ın en güçlü şairlerinden bri olan Gevheri,  medrese eğitimli bir halk ozanı olması sebebi ile divan şirinin özelliklerini, dil, sanat, ölçü ve zevkini halk şiirine taşımış bir şairdir. Onun hem hece ile hem de aruz vezni ile yazdığı şiirleri vardır. Halk şiir tarzında yazdığı şiirlerinde bile diğer halk ozanlarına göre ağır bir dil kullanmış, Arapça  ve  Farsça sözcük ve tamlamalara yer vermiştir.  Koşma ve semailerinde halk deyişlerini ve diline dair çok başaralı örnekler veren şairin dili diğer halk ozanlarına göre biraz ağırdır.  ( bkz Aşık Gevheri Hayatı ve Ozanlığı)

 

KARACAOĞLAN

Doğum ve ölüm tarihleri kesin değildir. 1606' doğduğu, 1679'da ya da 1689'da öldüğüne dair kanıtlanmamış iddialar vardır. 17 Yüzyılda yaşamış olması kuvvetle muhtemeldir.  Bahçe ilçesinin Varsak (Farsak) köyünde doğduğu Kilis’in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenlerinden olduğuna dair çeşitli iddialar varsa da doğum ve ölüm yerleri de net değildir.  Hayatı hakkında en net olan şey şiirlerinde de gezip gördüğünü ifade ettiği Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gâvurdağları' yörelerinde dolaşan bir Türkmen aşığı olduğudur.  ( bkz Aşık Karaoğlan ( 16. yy Karacaoğlan )

Karacaoğlan’ı Balkanlardaki diğer Karacaoğlanlar ile karıştırmaz isek, Suriye’yi de dolaştığı şiirlerinden anlaşılmaktadır. Dindışı aşkı, gurbet, güzellik, ölüm gibi temaları işlediği koşma, semai, varsağı biçimli şiirleri halk arasında yayılmış olup günümüzde de çalınıp söylenmektedir. Sade, canlı, özlü bir Türkçesi, coşkulu ve duygulu (lirik) bir üslubu vardır. ( bkz Karacaoğlan Hayatı İle İlgili Tespitler Edebi Kişiliği)

 

KAYIKÇI KUL MUSTAFA (17. yüzyıl)

Türk Halk Şiirinin 17. yüzyılda yaşayan, yeniçeri şairlerinin en tanınmışı olduğu halde, nerede doğduğu, nerede öldüğü kesin olarak bilinmeyen asker kökenli Bektaşi geleneğinden yetişmiş saz şairimizdir.

İstanbul'a giderek Yeniçeri ocağına kaydolmuş Kayıkçı adını da  Garp Ocaklarında almıştır. Kayıkçı Kul Mustafa Cezayir'den Bağdat'a kadar çeşitli beldeleri dolaşmış, savaşmış, savaşlara destanlar, yenilgilere, şehitlere ağıtlar düzmüş bir yeniçeridir.  Fakat edebiyatımızda Kul Mustafa adlı en az üç tane daha aşık vardır.  ( bkz Kayıkçı Kul Mustafa)

Deniz seferlerine de katılmış bir yeniçeri ozanıdır. Koşma ve semai biçimli bazı şiirleri ile "Bağdat Seferi" ile ilgili bir destanı günümüze kadar gelmiştir. ( bkz Şunda Bir Dilbere Kayıkçı Kul Mustafa  )

 

KÂTİBİ

Kâtibi’nin doğum yeri veya memleketi hakkında bir şey söylemek zordur. Bir şiirindeki "Halin nedir desen Kâtip Osman’a" dizesinden asıl adının "Osman" olduğu anlaşılır.  Evliya Çelebi' onun hakkında Celeb Kâtibî" diye söz etmiş bu yüzden onun canlı hayvan alım satımıyla uğraştığı sanılmıştır.

 17 Yüzyılda yaşadığı, ,  4. Murat'ın Bağdat Seferi üzerine bir övgü şiiri yazan Kâtibi’nin, yeniçeri veya asker-ozan olabileceği KAYIKÇI KUL MUSTAFA- , Kuloğlu, vb. Halk Ozanlarıyla çağdaş olduğu ileri sürülebilmektedir.  ( bkz Aşık Katibi 17. Asır Halk Ozanı Hayatı ve Şairlik Yönleri)

Kâtibi, hem HECE ÖLÇÜSÜ, hem de ARUZ ÖLÇÜSÜ ile başarılı şiirler söylemiş, her iki edebiyatın nazım şekillerini de kullanmıştır. Koşma, semai ve destan türündeki eserlerinin temasını aşk, özlem ve kahramanlık teşkil eder. Çağdaşı olan halk şairleri ile kendinden sonra gelen Âşıklara tesir etmiştir. ( bkz Aşık Katibi 17. Asır Halk Ozanı Hayatı ve Şairlik Yönleri)

Köroğlu

Köroğlhayatı hakkında hiçbir şey bilmediğimiz halde en meşhur halk ozanlarımızdan biridir. Onun kimliği ve hayatıyla ilgili hemen hiçbir sağlam belge bulunmamakta, yazılanların hepsi de tahminden ve hikâyesinde anlatılanlardan öteye gidememektedir.

Köroğl adlı  Halk Ozanlarından birincisi, 16. ve 17 Yüzyıl da yaşamış ve  Yeniçeri ocağından yetişen bir şairdir. 1578-1590 arasındaki Osmanlı - İran savaşlarına da katılan ordu mensubu bir  halk ozanıdır. Diğer bir kimliği ise bildiğimiz eşkıya Köroğlu’dur. Bu üç Köroğlu'nu bir şahısta birleştirmek imkânsız olacağından en azından üç ayrı Köroğlu’nun varlığını kabul etmek en doğru seçim olmaktadır.  ( bkz: Köroğlu ve Hayatı İle İlgili Tespitler)

Eşkıya Köroğlu’nun, Bolu Gerede çevresinde yaşadığı, Bolu'nun Dörtdivan ilçesinde büyüdüğü, asıl adının  Ruşen olduğu,  Devlete karşı ayaklandığı, Sivas -Tokat yolu üzerindeki Çamlıbel'e yerleşip eşkıyalık yaptığı gibi bilgiler ise Köroğlu hikâyeleri ve varyantlarından çıkarılan bilgilerdir.  Anadolu da tespit edilen pek çok destan varyantlarında Köroğlu hikâyesinin Bolu varyantındaki anlatıma işaret eden noktalar çoğunluktadır.  Bolulu Köroğlu destanlarda Ruşen Ali olarak tanıtılır. ( bkz  )

 

Köroğlu Hikayesi Kolları ve Yeni Varyantları - Doğan Kaya

Köroğlu Hikayesi Hakkında ve Bolu Varyantı Özeti

Köroğlu Hikayesi Kars Varyantı Köroğlu ile Kiziroğlu Mustafa

 Köroğlu Destanı ve Kolları İrfan Özfatura

Niğar Köroğlu’nun Karısı ve Sevgilisi